Bir Devlet Önce Nereden Ayrılır?

Birleşik Krallık, Brexit ve Birlikte Yaşama İradesinin Sosyolojisi

Prof. Dr. Susran Erkan Eroğlu


Bir devletin parçalandığını ne zaman anlarız?

Yeni sınırlar çizildiğinde mı?

Bayraklar değiştiğinde mi?

Yeni pasaportlar basıldığında mı?

Yoksa bütün bunlardan çok daha önce, aynı devletin vatandaşları artık ortak bir gelecekte yaşamak istemediklerinde mi?

14 Eylül 2026’da Cardiff’te gerçekleşen bir toplantı beni yeniden bu soru üzerinde düşünmeye yöneltti.

İskoç Ulusal Partisi SNP, Galler’deki Plaid Cymru ve Kuzey İrlanda’daki Sinn Féin’in liderleri bir araya gelerek kendi kaderini tayin hakkını vurgulayan ortak bir mutabakat imzaladılar. İskoçya bağımsızlığı, Galler’in gelecekte bağımsızlığı ve İrlanda’nın birleşmesi aynı toplantıda konuşuldu. Üç hareketin tarihleri, toplumsal tabanları ve hedefe ulaşma yolları birbirinden farklı. Fakat ilk kez bu kadar görünür biçimde aynı cümlede buluştular:

Geleceğimize Westminster değil, biz karar vermeliyiz.

Bu elbette Birleşik Krallık’ın yarın parçalanacağı anlamına gelmiyor. Nitekim bugün İskoçya, Galler veya Kuzey İrlanda’nın ayrılması konusunda tartışmasız bir toplumsal çoğunluktan söz etmek mümkün değil. İskoçya’daki destek bölünmüş durumda; Galler’de bağımsızlık hâlâ azınlık görüşü ve Kuzey İrlanda’nın geleceği de belirsizliğini koruyor.

Ama sosyoloji açısından bazen sonuçtan daha önemli bir şey vardır:

Bir zamanlar düşünülemeyen bir ihtimalin düşünülebilir hâle gelmesi.

Belki Birleşik Krallık’ta yaşanan asıl değişim budur.


Birleşik Krallık Aslında Ne Kadar “Birleşik”?

Adının kendisi ilginçtir:

United Kingdom. Birleşik Krallık.

İngiltere.

İskoçya.

Galler.

Kuzey İrlanda.

Farklı tarihler, kimlikler, diller, hafızalar ve siyasal deneyimler zaman içerisinde aynı devlet çatısı altında birleşti.

Bu nedenle Birleşik Krallık klasik anlamda homojen bir ulus-devlet değildir. Britanya Parlamentosu’nun kendi araştırma servisi de yapıyı bir “multi-national state”, yani çok uluslu devlet, hatta tarihsel olarak oluşmuş bir “birlikler devleti” olarak tanımlıyor.

Bu ayrım önemli.

Çünkü bir ulus-devlette temel soru çoğu zaman şudur:

“Devletimizi nasıl yöneteceğiz?”

Çok uluslu bir devlette ise bunun öncesinde başka bir soru vardır:

“Neden hâlâ aynı devletin içinde yaşayalım?”

Bu soru uzun süre güçlü bir ortak hikâyeyle bastırılabilir.

İmparatorluk.

Sanayileşme.

Ortak ekonomik çıkar.

Savaşlar.

Kraliyet.

Britanya kimliği.

Refah devleti.

Avrupa.

Bütün bunlar farklı dönemlerde Birleşik Krallık’ın toplumsal tutkalının parçaları oldu.

Fakat toplumları bir arada tutan tutkallar sonsuza kadar aynı güçte kalmaz.

Ve tam burada sosyoloji başlar.


Birlik Bir Hukuk Metni Değil, Bir İnançtır

Devletleri çoğu zaman anayasalar, ordular, sınırlar ve kurumlar üzerinden düşünüyoruz.

Bunların hepsi önemlidir.

Fakat bir devletin görünmeyen başka bir temeli daha vardır:

İnsanların birlikte yaşamaya devam etmenin anlamlı olduğuna inanması.

Durkheim’ın toplumsal dayanışma meselesini bugün Birleşik Krallık’a taşıdığımızda tam da bu soruyla karşılaşıyoruz.

İskoç biri kendisini hem İskoç hem Britanyalı hissedebilir.

Galli biri aynı anda Galli ve Britanyalı olabilir.

Kuzey İrlanda’da biri Britanyalı, diğeri İrlandalı, bir başkası her ikisi olarak kendisini tanımlayabilir.

Bunlar birbirini zorunlu olarak dışlayan kimlikler değildir.

Sorun, bu kimliklerden birinin diğerini taşınamaz hâle getirmeye başladığı noktada ortaya çıkar.

Çünkü çok kimlikli devletler farklılık olduğu için dağılmaz.

Farklı kimliklerin ortak gelecek tahayyülü ortadan kalktığında kırılganlaşırlar.

Bu nedenle Cardiff’teki toplantının benim açımdan en önemli tarafı üç milliyetçi hareketin bir araya gelmesi değil.

Üçünün de geleceği Westminster dışında tahayyül etmeye başlamasıdır.


Brexit Bir Ayrılma Kararıydı; Ama Kimin Ayrılma Kararı?

2016 Brexit referandumuna bu açıdan yeniden bakmak ilginçtir.

Birleşik Krallık seçmeni yüzde 51,9 ile Avrupa Birliği’nden ayrılmayı tercih etti.

Fakat sonuç ülkenin her tarafında aynı değildi.

İngiltere ve Galler çoğunlukla Brexit yönünde oy verirken İskoçya ve Kuzey İrlanda Avrupa Birliği’nde kalmayı tercih etti.

Bir devlet tek bir karar verdi.

Ama o devleti oluşturan toplumlar aynı geleceği seçmedi.

Bence Brexit’in sosyolojik önemi burada yatıyor.

Brexit yalnızca Birleşik Krallık ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkiyi değiştirmedi.

Birleşik Krallık’ın kendi içindeki “biz” duygusunu da yeniden tartışmaya açtı.

İskoç bir seçmen açısından soru şuna dönüşebildi:

“Biz Avrupa’da kalmak istedik. Neden İngiltere’nin tercihi nedeniyle ayrıldık?”

Kuzey İrlanda açısından ise mesele daha karmaşıktı. Çünkü Avrupa Birliği üyeliği yalnızca ekonomik değil, İrlanda adasının iki tarafı arasındaki sınırın siyasal önemini azaltan bir çerçeve de sağlamıştı.

Bugün Kuzey İrlanda’da yapılan araştırmalar Brexit’in bu etkisinin toplumsal hafızada sürdüğünü gösteriyor. 2026’da Queen’s University Belfast için yapılan bir araştırmada katılımcıların yüzde 72’si Brexit’i Kuzey İrlanda açısından başarıdan çok başarısızlık olarak görürken, yüzde 66’sı Brexit’in Birleşik Krallık’ın parçalanmasını daha olası hâle getirdiğini düşünüyor.

Bu olağanüstü bir veri.

Çünkü Brexit’in ironisi burada ortaya çıkıyor:

Birleşik Krallık egemenliğini geri almak için Avrupa Birliği’nden ayrıldı; fakat bu karar kendi içindeki egemenlik tartışmalarını güçlendirmiş olabilir.


İskoçya: Bir Referandum Kaybedilebilir, Bir Fikir Kaybolmayabilir

İskoçya 2014’te kararını vermiş gibi görünüyordu.

Referandumda yüzde 55,3 Birleşik Krallık’ta kalmayı, yüzde 44,7 bağımsızlığı tercih etti.

Normal şartlarda mesele kapanmış sayılabilirdi.

Ama tarih bazen sandık sonucundan daha uzun sürer.

Brexit geldi.

Pandemi geldi.

Ekonomik krizler geldi.

İngiliz ve İskoç siyasetleri farklılaştı.

Ve bağımsızlık meselesi ortadan kalkmadı.

2026’da yapılan araştırmalar desteğin ankete göre değiştiğini ve toplumun hâlâ ciddi biçimde bölündüğünü gösteriyor. Örneğin YouGov’un ilkbahar ölçümünde kararlı seçmenlerin yüzde 44’ü bağımsızlığa “Evet”, yüzde 56’sı “Hayır” derken, yıl içindeki başka ölçümler yarışın daha yakın olabildiğini gösteriyor.

Buradan önemli bir sosyolojik sonuç çıkarıyorum:

Referandum bir siyasi talebi yenebilir; fakat o talebi üreten kimliği ortadan kaldırmayabilir.

Çünkü insanlar bağımsızlığı yalnızca ekonomik maliyet-fayda hesabıyla düşünmez.

Onur.

Tanınma.

Temsil.

Tarih.

Kimlik.

Kendi kaderini belirleme duygusu.

Bunların hepsi işin içindedir.

Tam da bu nedenle İskoç bağımsızlığı meselesi yalnızca “İskoçya ekonomik olarak bağımsız yaşayabilir mi?” sorusuna indirgenemez.

Daha derindeki soru şudur:

İskoçlar kendi geleceklerini hangi siyasi topluluğun içinde hayal ediyor?


Kuzey İrlanda: Sınır Haritada mı, Hafızada mı?

Kuzey İrlanda meselesi çok daha hassastır.

Çünkü burada kimlik tartışmasının arkasında uzun ve acılı bir çatışma tarihi vardır.

1998 Hayırlı Cuma Anlaşması yalnızca şiddeti büyük ölçüde sona erdiren bir barış düzenlemesi değildir. Aynı zamanda insanların Britanyalı, İrlandalı veya her ikisi birden olabilmesine imkân veren son derece incelikli bir kimlik mimarisi kurmuştur.

Ve anlaşmanın içinde geleceğe açılan bir kapı da vardır.

Eğer bir gün Kuzey İrlanda’da çoğunluğun birleşik İrlanda’yı desteklemesinin muhtemel olduğu kanaati oluşursa, Britanya hükümetinin referandum düzenlemesini öngören hukuki mekanizma bulunmaktadır. Bugün tartışmalardan biri tam olarak bu referandumun hangi koşullarda yapılacağıdır.

Fakat burada da yalnızca demografiye bakmak hata olur.

Protestanların oranı.

Katoliklerin oranı.

Gençlerin tercihi.

Seçim sonuçları.

Bunlar önemli.

Ama sosyolojik dönüşüm daha incelikli olabilir.

Ulster Üniversitesi’nin 2026 araştırmasının gösterdiği gibi anayasal gelecek tartışması yalnızca siyaset tarafından değil, duygu, kimlik, gündelik deneyim ve belirsizlik tarafından da şekilleniyor.

İnsanların kendilerine sorduğu soru yalnızca:

“İrlanda birleşmeli mi?”

değildir.

Aynı zamanda:

“Birleşirse benim hayatım ne olacak?”

“Sağlık sistemim ne olacak?”

“Kimliğim korunacak mı?”

“Bayrağım ne olacak?”

“Çocuklarım kendilerini nerede hissedecek?”

“Ben kaybeden tarafta mı kalacağım?”

İşte büyük anayasal değişimler tam burada sosyolojik meseleye dönüşür.

Haritayı değiştirmek bazen bir gecede mümkündür. İnsanların aidiyetini değiştirmek ise nesiller sürebilir.


Ya Asıl Sürpriz Galler Olursa?

Birleşik Krallık’ın geleceği konuşulduğunda genellikle İskoçya ve Kuzey İrlanda öne çıkar.

Galler daha az konuşulur.

Fakat 2026 gelişmelerinde belki en ilginç vaka Galler’dir.

Plaid Cymru Mayıs 2026 Senedd seçimlerinde yüzde 35,4 oyla ilk kez Galler Parlamentosu’nun en büyük partisi oldu ve 27 yıllık İşçi Partisi hâkimiyeti sona erdi.

Bağımsızlık desteği hâlâ çoğunluk değil. Eylül ayında yayımlanan bir Survation araştırmasında kararlı seçmenlerin yüzde 32’si bağımsızlığı desteklerken yüzde 68’i karşı çıkıyor.

Fakat verinin daha ilginç kısmı yaş dağılımı.

18–24 yaş grubunda bağımsızlık desteği yüzde 59.

25–34 yaşta yüzde 54.

35–44 yaşta yüzde 57.

45 yaşın üzerinde ise dramatik biçimde düşüyor.

Bu bana çok önemli bir sosyolojik soru düşündürüyor:

Bir ülkenin bugünkü çoğunluğu birlikten yana, fakat gelecekteki çoğunluğu bağımsızlığa daha yakınsa zaman kimin lehine çalışmaktadır?

Bugün Galler bağımsızlığı yakın görünmeyebilir.

Ama sosyoloji bize yalnız bugünün fotoğrafına değil, kuşakların hareketine de bakmamızı söyler.


Benedict Anderson: Hangi Topluluğu Hayal Ediyoruz?

Burada Benedict Anderson’ın “hayal edilmiş cemaat” kavramı çok açıklayıcıdır.

Milyonlarca Britanyalı birbirini hiçbir zaman görmeyecek.

Ama kendilerini aynı siyasi topluluğun üyeleri olarak tahayyül edebilirler.

Sorun şu:

Bu tahayyül değişebilir.

Bir İskoç kendisini giderek daha fazla İskoç ve Avrupalı, daha az Britanyalı olarak tahayyül ederse…

Bir Kuzey İrlandalı geleceğini İrlanda Cumhuriyeti ile daha fazla ilişkilendirmeye başlarsa…

Bir Galli genç Galler’i bağımsız bir siyasi topluluk olarak düşünmeyi normal görmeye başlarsa…

haritada hiçbir şey değişmeden önce zihinsel harita değişmeye başlar.

İşte benim asıl ilgilendiğim ayrılma burada.

Çünkü devletler önce toprak kaybetmeyebilir.

Önce insanların tahayyülündeki merkez olma özelliklerini kaybedebilirler.

Westminster hâlâ parlamentodur.

Londra hâlâ başkenttir.

Union Jack hâlâ bayraktır.

Sterlin hâlâ paradır.

Kral hâlâ aynı kraldır.

Fakat bunların bir toplumun zihnindeki anlamı değişmeye başladıysa hukuki birlik ile sosyolojik birlik arasındaki mesafe büyümeye başlar.


Simmel’in Mesafesi: Aynı Devlette Yaşayıp Birbirinden Uzaklaşmak

Georg Simmel’in yakınlık ve mesafe üzerine düşünceleri burada özellikle değerlidir.

İki insan fiziksel olarak yakın olup sosyal olarak birbirine uzak olabilir.

Aynı şekilde toplumlar da aynı devlet sınırları içerisinde yaşarken giderek farklı dünyalarda yaşayabilir.

Edinburgh ile Londra arasında tren vardır.

Cardiff ile Londra arasında otoyol vardır.

Belfast ile Londra arasında her gün uçaklar gider.

Fiziksel mesafe küçüktür.

Ama siyasal ve duygusal mesafe büyüyebilir.

Bunun tersi de mümkündür.

Brexit sonrasında Edinburgh’un Londra’dan çok Brüksel’e yakınlık hissetmesi coğrafi değil, simgesel mesafe meselesidir.

Cardiff’teki son mutabakatta milliyetçi liderlerin geleceklerini Avrupa Birliği içinde gördüklerini açıkça ifade etmeleri bu nedenle önemlidir.

Harita bize Londra’nın yakın olduğunu söyler.

Kimlik ise Brüksel’in yakın olduğunu söyleyebilir.

Ve sosyoloji açısından ikinci mesafe bazen birincisinden daha güçlüdür.


Merkez Ne Zaman Merkez Olmaktan Çıkar?

Tam burada Birleşik Krallık meselesinin İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’dan daha büyük olduğunu düşünüyorum.

Mesele aslında merkez meselesidir.

Bir merkez yalnızca kararların alındığı yer değildir.

İnsanların ortak geleceklerini temsil ettiğine inandıkları yerdir.

Roma bir merkezdi.

İstanbul bir merkezdi.

Londra bir merkezdi.

Moskova bir merkezdi.

Merkezlerin gerçek gücü çevreye emir verebilmelerinden değil, çevrenin kendisini o merkezin hikâyesinin parçası olarak görmesinden gelir.

Bu bağ zayıfladığında devlet hemen dağılmaz.

Ama merkez ile çevre arasındaki ilişki değişir.

Merkezin söylediği:

“Biz.”

Çevrenin kulağında:

“Onlar.”

olarak duyulmaya başlar.

Bence bir devlet için en tehlikeli sosyolojik eşik budur.

Devletin “biz” dediği yerde toplumun bir bölümünün “siz” duymaya başlaması.


Brexit’in Büyük Paradoksu

Şimdi bütün parçaları yan yana getirelim.

Brexit’in güçlü sloganlarından biri:

Take Back Control — Kontrolü Geri Al.

Egemenliği Brüksel’den Westminster’a geri getirmek.

Fakat aynı mantık bugün başka ölçeklerde ortaya çıkıyor.

Edinburgh sorabilir:

“Neden kontrol Westminster’da?”

Cardiff sorabilir:

“Neden bizim geleceğimizi Londra belirliyor?”

Belfast’taki milliyetçiler sorabilir:

“Neden İrlanda’nın geleceğine Westminster karar versin?”

İşte Brexit’in tarihsel paradoksu burada olabilir.

Egemenliği geri alma fikri, egemenliğin kime ait olduğu sorusunu çoğaltmış olabilir.

Londra Brüksel’e karşı kullandığı argümanın benzeriyle bugün kendi içindeki milliyetçi hareketler tarafından karşı karşıya bırakılıyor:

“Kendi geleceğimize kendimiz karar vermek istiyoruz.”

Bu nedenle Brexit’i yalnızca Avrupa Birliği’nden ayrılma olarak okumak yetersiz olabilir.

Brexit aynı zamanda Britanya’nın içinde uyuyan egemenlik sorularını uyandıran büyük bir sosyolojik olay olarak tarihe geçebilir.


Birleşik Krallık Gerçekten Dağılır mı?

Burada kestirim ile temenniyi birbirinden ayırmak gerekir.

Bugünkü veriler “Birleşik Krallık kesinlikle dağılacak” dememize izin vermiyor.

İskoçya’da toplum bölünmüş durumda.

Galler’de bağımsızlık hâlâ azınlık görüşü.

Kuzey İrlanda’nın anayasal geleceğinin sonucu belirsiz.

Westminster’ın da yeni referandumlara kolaylıkla izin vermesi beklenmiyor.

Fakat başka bir şey söyleyebiliriz:

Birleşik Krallık’ın değişmeden devam edeceğini varsaymak artık eskisi kadar güvenli değil.

Bence önümüzde üç temel gösterge olacak.

Birincisi kuşaklar.

Özellikle Galler’de gençlerin bağımsızlığa yaklaşması devam edecek mi?

İkincisi İskoçya.

Bağımsızlık desteği kalıcı biçimde yüzde 50’nin üzerine çıkabilecek mi?

Üçüncüsü Kuzey İrlanda.

Birleşik İrlanda fikri kimlik meselesinden gündelik hayat açısından daha güvenli ve avantajlı bir gelecek tasavvuruna dönüşebilecek mi?

Eğer bu üç süreç aynı dönemde güçlenirse Cardiff’te bugün sembolik görünen fotoğraf ileride çok farklı okunabilir.


Belki de Devletleri Sınırlar Değil, Ortak Gelecekler Bir Arada Tutar

Buradan daha genel bir sonuca ulaşabiliriz.

Devletleri güçlü ordular koruyabilir.

Sınırları hukuk belirleyebilir.

Anayasalar siyasi sistemi düzenleyebilir.

Ekonomik çıkarlar ayrılmayı pahalı hâle getirebilir.

Fakat bunların hiçbiri tek başına insanlara neden birlikte yaşamaları gerektiğini anlatmaz.

Bunun için bir ortak gelecek hikâyesi gerekir.

“Çocuklarımız birlikte daha iyi yaşayacak.”

“Bu devlet beni de temsil ediyor.”

“Benim kimliğim burada güvende.”

“Merkez benim sesimi duyuyor.”

“Başka toplumlarla birlikte olmak beni küçültmüyor.”

Bu cümleler kaybolduğunda ayrılıkçı hareketlerin en güçlü silahı ekonomi veya milliyetçilik değildir.

Çok daha basit bir soru olur:

“Neden hâlâ birlikteyiz?”

Ve mevcut düzen bu soruya ikna edici cevap veremiyorsa ayrılık fikri radikal olmaktan çıkıp düşünülebilir bir gelecek seçeneğine dönüşmeye başlar.


SEARCH | ENVISION | ELUCIDATE

Search

Search, bizi Cardiff’teki toplantıdan çok daha geriye götürüyor.

2014 İskoçya referandumuna.

2016 Brexit’e.

1998 Hayırlı Cuma Anlaşması’na.

Hatta Birleşik Krallık’ı oluşturan yüzyıllar süren tarihsel birleşmelere.

Bütün bunların içinde aynı soruyu görüyoruz:

Egemenlik kime ait?

Envision

Envision, bugünkü eğilimlerin devam ettiği bir Birleşik Krallık’ı düşündürüyor.

Belki önce İskoçya yeniden referanduma gider.

Belki Kuzey İrlanda’da sınır referandumu gündeme gelir.

Belki Galler bağımsızlığı bugün hayal edildiğinden çok daha hızlı normalleşir.

Belki de bunların hiçbiri gerçekleşmez ve Birleşik Krallık yeni bir federal ya da daha gevşek anayasal model geliştirerek kendisini yeniden kurar.

Çünkü sosyolojik krizlerin sonucu her zaman parçalanma değildir.

Bazen yeni bir birlikte yaşama biçimidir.

Elucidate

Elucidate ise beni başlangıçtaki soruya geri götürüyor.

Bir devlet önce nereden ayrılır?

Sınırdan mı?

Parlamentodan mı?

Ekonomiden mi?

Bence daha önce başlayan bir ayrılık vardır.

Gelecek tasavvurundan.

İnsanlar artık çocuklarının geleceğini aynı siyasi topluluk içerisinde hayal etmiyorsa haritadaki sınırlar bir süre daha aynı kalabilir.

Bayrak aynı kalabilir.

Para aynı kalabilir.

Pasaport aynı kalabilir.

Ama sosyolojik ayrışma çoktan başlamış olabilir.

Bu yüzden Cardiff’te çekilen fotoğrafa bakarken yalnız İskoçya’yı, Galler’i veya Kuzey İrlanda’yı görmüyorum.

Daha evrensel bir soru görüyorum:

Bir devlet insanları ne kadar süre aynı sınırlar içinde tutabilir değil; onlara ne kadar süre aynı geleceğin içinde olduklarını hissettirebilir?

Çünkü tarih bize defalarca gösterdi:

Haritalar çoğu zaman en son değişir.

Önce insanların “biz” dediği yer değişir.

Search. Envision. Elucidate.


Prof. Dr. Susran Erkan Eroğlu sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.


Bir Cevap Yazın

Prof. Dr. Susran Erkan Eroğlu sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Prof. Dr. Susran Erkan Eroğlu sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin